21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye – Dr. Hasan Meral

“21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye” kitabının editörlüğünü yapan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hasan Meral ile 21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye’ye dair konuştuk. Keyifli okumalar dileriz…

21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye – Dr. Hasan Meral

Yayınlanma Tarihi : 6 Haziran 2023

Sigorta sektörüne ışık tutacak editörü olduğunuz “21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye” adlı kitabın çıkış sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz?

Yaşadığımız dünya büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Tüketim alışkanlıklarımız, beklentilerimiz ve hedeflerimiz 20. yüzyıla göre oldukça farklı. Sektörde geçirdiğim yaklaşık 15 yılda sigorta sektörünün bu dönüşümü yakalamakta zorlandığını fark ettim. Tekil olarak başlatılan çalışmalar olsa da bunların etki alanı sınırlı kalıyor. Aslında bu gözlem yalnızca bana ait değil. Küresel sigorta sektöründe de benzer başlıklar tartışılıyor.  Bu noktada tartışmaktan bir adım öteye geçerek, Türk sigorta sektörü için yol gösterici niteliği olan bir eser ortaya koymak istedik.

Kitap, sigortacılık alanında uzman 22 yazarın aylar süren emeklerinin bir ürünü. Editör olarak benim rolüm, kitaptaki tüm bölümlerin belirli amaç doğrultusunda ve uyum içinde hazırlanmasını sağlamaktı. Kendi adıma oldukça zorlayıcı bir süreç olduğunu söyleyebilirim ancak ortaya çıkan esere baktığımda hedefimize ulaştığımızı düşünüyorum. Hep birlikte Türk sigorta sektörünün 21. yüzyıldaki dönüşümüne rehberlik edecek bir kitap ortaya çıkardık.

Yirmi iki yazarın aylar süren çalışması sonucu ortaya çıkan sigorta sektörüne gönül vermiş herkesin kitaplığında yer alması gereken bu eserin hazırlanması sürecinde neler yaşadınız? Zorlandığınız konular nelerdir?

Kitabın hazırlık süreci oldukça zorlu ama bir o kadar da öğreticiydi. Kitabın temasına karar verdikten sonra ilk yaptığımız bölümleri ve alt başlıkları belirlemek oldu. Çok yazarlı kitaplardaki en büyük risk bölümler arasındaki uyumsuzluktur. Bunu en aza indirebilmek için ön hazırlık aşamasında oldukça zaman harcadığımızı söyleyebilirim. Sonraki aşamada bölüm yazarlarını belirledik ve proje takvimini oluşturduk. Yazarları belirlerken en önemli kriterimiz o alandaki uzman isimleri projeye dahil etmekti. Bunu da büyük oranda başarabildiğimizi düşünüyorum.

Bu süreçteki en zorlu adım şüphesiz editöryal düzenlemelerdi. Her bir bölümün gözden geçirilmesi, geri bildirimde bulunulması, bölümler arası uyumun sağlanması oldukça fazla mesai isteyen bir iş. Her biri kendine özgü bakış açılarına ve yazım tarzlarına sahip 22 yazarı koordine etmek büyük bir organizasyon. Ve tabi tüm bunları son yayın tarihlerine uygun şekilde yapmalıydık. Bu noktada kitabın editöryal süreçlerinde bana destek olan sevgili dostum Behlül Ersoy’a teşekkür etmem gerekir.

Editörlüğünü yaptığınız “21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye” adlı kitabı henüz temin edemeyen okurlar için, kaleme aldığınız makalenizde açıkladığınız davranışsal sigortacılık yaklaşımından kısaca bahsedebilir misiniz?

Bugün yaşadığımız ekonomik sistem büyük oranlarda “rasyonel insan” ön kabulüne göre şekillendirilmiş durumda. Neredeyse tüm uygulamaları insanların son derece akılcı olduğu ve kendileri için en iyiyi seçmeyi başaracaklarına göre tasarlıyoruz.  Oysa günlük hayatta bir dizi bilişsel ön yargının etkisi altında, çoğu zaman hatalı kararlar veriyoruz. Çok fazla tatlı tüketiyor, çok az spor yapıyor ve yeterince birikim yapmıyoruz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sigortacılık da insanların bu davranış eğilimlerinden etkileniyor. İnsanlar çoğu zaman yeterince sigorta yaptırmıyor, bazen de hayatlarını etkileyecek düzeyde hatalı tercihler yapıyorlar. Davranışsal sigortacılık yaklaşımı, insanların bu hata eğilimlerinin farkında olarak, sigorta ürün ve süreçlerini bu eğilimlerin etkilerini en aza düşürecek şekilde tasarlamayı tarif ediyor. Dünyada bu yaklaşımın satışların artırılmasından, sahteciliklerinin azaltılmasına kadar bir çok alanda uygulandığı çok başarılı örnekler var.

 Makalenizde, “Tüketicilerin sigorta talebi, bir dizi bilişsel ön yargının etkisi altında, büyük oranla kişisel deneyimlere göre şekillenir.” ifadesine yer veriyorsunuz. Size göre ülkemiz sigorta penatrasyon oranın düşük olmasında hangi önyargının etkisi altında kalıyor?

Türkiye’de sigorta penetrasyonu son 20 yılda %1,5 ila %2 arasında gidip geldi ancak bir türlü bu eşiği aşamadı. Bunun en büyük nedenlerinden birisi tüketicilerin mevcut durumu koruma (atalet) ön yargısı. Bir ailede, sosyal grupta veya toplumda sigorta satın alma alışkanlığı gelişmişse onu devam ettirmek ve daha ileriye taşımak nispeten kolaydır. Ancak sigorta satın alma alışkanlığı kazanmamış bir toplulukta bunu başarmak çok daha zordur.

Bir aileyi ele alacak olursak, sağlık, konut, araç gibi kıymetlerin sigortalanması için aile bütçesinde bir pay ayrılıyor mu? Kilit soru bu. Eğer bu alışkanlığı kazanmış bir aile varsa, o ailede yetişen çocuklar da sigortanın bir gereklilik olduğu ön kabulü ile yetişecektir. Böylece bir araç alırken, o aracın sigortalanması için de bir bütçe ayrılması gerektiğinin bilincinde olacaktır. Türkiye’de toplumun çok sınırlı bir kesiminde bu alışkanlık var. Hal böyle olunca sigortalılık oranlarını bir sonraki seviyeye taşımak da zor oluyor.

Bulunabilirlik yasasına ve miyopluk ön yargısına göre Türk Sigorta sektörünü değerlendirirsek, potansiyel sigortalıların sigorta sektörüne uzak kalmasının sebebinin toplumsal hafızamızın düşük olmasından mı yoksa ülke olarak Avrupa ülkelerine kıyasla daha az felaketle karşılaşmamızdan mı kaynaklandığını düşünüyorsunuz?

Türkiye’de sigortaya talebin düşük olmasını hem toplumsal hafızanın hem de geleceğe dair öngörülebilirliğin düşük olmasıyla bağlaştırabiliriz.  Aslında unutkanlık eğilimi yalnızca ülkemize özgü bir durum değil, benzer eğilimler tüm dünya ülkelerinde gözleniyor. Bizim bir dezavantajımız gündemin çok hızlı değişmesi ve sürekli olarak yeni meselelerin ön plana çıkması. Bu biraz içinde bulunduğumuz coğrafyanın biraz da toplumsal alışkanlıklarımızın sonucu. Türkiye’nin son on yılında gündemi meşgul eden konulara baktığımızda, gelişmiş bir ülkenin belki de 100 yılda yaşayacağı sorunlarla mücadele ettiğimizi görüyoruz. Gündemin sürekli meşgul olması, riskleri de belirgin hale getiriyor. Ancak çok fazla riske maruz kalmak da toplumsal olarak risk hassasiyetimizi düşürüyor.

Üzerinde yaşadığımız coğrafya gerek doğal felaketler gerekse jeopolitik tehlikeler açısından Batı’ya kıyasla çok daha yüksek risk altında. Dolayısıyla Türkiye’de toplumun risk hassasiyetinin düşük olmasının, Avrupa ülkelerine kıyasla daha az değil çok daha fazla felaketle karşı karşıya kalmamızla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kitapta da ifade etmeye çalıştığım gibi tüm seçenekler kötü olduğunda insanlar risk alma eğiliminde oluyorlar.

Sigorta satın alma alışkanlığı ülkemize nasıl kazandırılabilir?

Türk sigorta sektörünün önündeki en büyük fırsat ülkenin sahip olduğu genç nüfus. Her yıl yüzbinlerce genç üniversiteden mezun oluyor, işgücüne katılıyor, aile kuruyor. İnsan hayatındaki bu önemli dönüm noktaları sigorta satın alma alışkanlığını kazandırmak için çok doğru bir zaman. İlk işine başlayan kişiyi sağlık sigortası, ilk evini alan kişiyi konut sigortası satın almaya ikna edersek bu alışkanlık hem ömür boyu devam edecek hem de gelecek nesillere aktarılacaktır. Ayrıca Türk toplumunun yeniliğe ve teknolojiye adaptasyonu çok yüksek.

Sigorta sektörü teknoloji kaldıracını kullanarak, doğru teklifleri tüketici ile buluşturabilirse, on yıllardır konuşulan gelişim potansiyeline ulaşabilir. Öte yandan bu birkaç şirketin tekil gayretleriyle kazanılabilecek bir mücadele değil. Sektörün tüm paydaşlarının, stratejik bir planlama ve işbirliği dahilinde aynı hedef için çalışması gerekir.

 

“21. Yüzyılda Türk Sigorta Sektörüne 21 Tavsiye” kitabını satın almak için;

Nobel Yayın’dan satın almak için  tıklayınız…
D&R’dan satın almak için tıklayınız…
Kitapyurdu’ndan satın almak için tıklayınız… 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir