Hoş geldin Bahar – Hıdırellez Kutlu Olsun
Miladi Takvime göre 5 Mayıs’ı 6 Mayısa bağlayan gece kutlanan Hıdırellez nedir? Hıdırellez günü neler yapılır? Eski gelenekler nelerdir? Hepsini derledik. Keyifli okumalar dileriz..

Miladi Takvime göre 5 Mayıs’ı 6 Mayısa bağlayan gece kutlanan Hıdırellez nedir? Hıdırellez günü neler yapılır? Eski gelenekler nelerdir? Hepsini derledik. Keyifli okumalar dileriz..

Yayınlanma Tarihi : 5 Mayıs 2023
Hıdırellez ya da Hıdrellez, Orta Asya, Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlar’da kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, dünyada darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hâkimi olduğuna inanılan İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olarak düşünülür ve kutlanır.
Miladi takvimine göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan Hıdırellez günüdür. 6 Mayıs’tan başlayıp 7 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 5 Mayıs günü gecesi kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelmektedir.
Türkiye’de Hıdrellez Bayramı 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kutlanır. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bugünü Rum Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler “Aziz George” günü olarak kutlamaktadırlar.
Hıdırellez’in UNESCO’nun “İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi’ne alınması amacıyla 2010 yılında çalışmalar başlatılmıştır.
Türkiye çapında Hıdırellez inanç ve adetlerinin önemli bir kısmı bu konu etrafında toplanır. Bergama, Balıkesir ve Tekirdağ gibi yerlerde Hıdrellez günü kırlardan toplanan çiçekleri kaynatarak suyunu içmek bütün hastalıklara şifa sayılmaktadır. Bu sudan 40 gün boyunca güneş doğmadan göze sürmenin gençlik, güzellik ve zindelik vereceğine inanılmaktadır.
Yine kırlardan toplanan yenilenebilir otlardan yapılan çörek ve bazlamanın her derde deva olduğu, Hıdrellez gecesinde bütün sulara nur yağdığı için o gece suya girenlerin hastalıklara karşı bağışıklık kazanacağı da kabul edilmektedir.
Şifa ve sağlık kazanmak için eşya ile ilgili uygulamalar da vardır. Örneğin sıhhatli olmak isteyen Hıdrellez gecesi henüz sabah olmadan kendi eşyasından birini dua okuyarak bir gül dalına bağlamalı ya da kırlardan 7 türlü ot toplayıp giydiği elbisenin bir parçasına sararak ocak içine bacaya mıhlamalı, ya da saçtan sakaldan kestiği kılları yine bir elbise parçasına sarıp gül dalına asmalıdır.
Hastalığa yakalanmamak için bir başka yol da çimenlere yatıp yuvarlanmaktır. Hem şifa ve sağlık kazanmak hem de nazardan korunmak maksadıyla pek yaygın bir şekilde uygulanan bir adet de Hıdrellez günü ateş üstünden atlamaktır. Evlerdeki eski eşya ve çalı çırpıyla yakılan ateş üzerinden tekerleme ve dualarla birkaç kez atlanır. Hatta hastalar bile yardım edilerek bu ateşin üzerinden atlatılır. Bazı yörelerden ateşin külünden alınarak alına sürülür.
Genellikle her yörede Hıdrellez gecesi (5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece) Hızır’ın yeryüzünde gezindiği ve dokunduğu yerlere feyz ve bereket bahşedeceği inancı çok yaygındır. Bu nedenle evlerdeki yiyecek, içecek, para, mal, mülk ne varsa bunların bereketlenip çoğalması için bazı yollara başvurulur.
Örneğin yiyecek ve içecek kaplarının, erzak ambarlarının, para keseleri ve cüzdanlarının ağızları bütün gece açık bırakılır.
Veya Bursa civarında yapıldığı gibi, ev halkı birer parayı işaretleyip bir çanta içine koyarak o gece gül dalına asar ya da dibine bırakır. Hızır o gece gül ağaçlarının dibinden geçeceği için bu sabah bol bol bereket yağdıracaktır. Ertesi sabah çantadan kendi parasını alıp cüzdanına koyanların parası hiç eksilmez, para sıkıntısı çekmezler.
Bazı Anadolu köylerinde de yılın bereketli ve ürünün bol olması bazı yollara başvurulur. Örneğin sabah erkenden akarsu kenarına gidilip küçük taşlarla bir yer çevrilir. İçine buğday doldurulur. Bir başka adet de şudur; evin erkeği sabah erkenden kalkıp yanına aldığı iki yaşındaki danayla erzak ambarının yanında dolaşır. Sonra danaya ekmek yedirir. Böyle yapılırsa o yıl bereketli geçer. Köyün kadınları Hıdrellez sabahı başlarına yeşil yemeni örttükleri takdirde o yıl bol yağmur yağar ve bol ürün elde edilir.
Bir diğer uygulama da Hıdrellez günü fakirlere yemek yedirmektir. Bir evde fakirlere ne kadar çok yemek yedirilirse o eve o kadar çok bereket yağacağına inanılır.
Bu, Hıdırellez adetlerinin toplumsal yönünü göstermesi bakımından dikkate değerdir.
Balıkesir, Bursa ve Bergama yöresinde, yılın bereketli ve bolluk içinde geçip geçmeyeceğini anlamak için şöyle bir işlem yapılır:
Hıdrellez sabahı otlar üzerindeki çiğ taneleri bir tülbente emdirilip ardından sıkılarak toplanır. Başka su karıştırmadan ve maya konulmadan küçük bir kapta bununla hamur yoğrulur. Bu hamur ikiye ayrılarak farklı kaplara bırakılır. Birine ‘’var hamuru’’ diğerine ‘’yok hamuru’’ denir. Uzunca bir zaman geçtikten sonra kapaklar açılarak bakılır. Eğer var hamuru mayalanıp kabarmışsa o yıl bolluk olacaktır.
İzmir yöresinde Hızır’ın bereket getirici özelliğinden yararlanmak için Hıdrellez gecesi pilav pişirilerek bir tabağa alınır. Hiç kullanılmamış tahta bir kaşık ters çevrilerek yanına bırakılır, böylece bir odaya konur. Sabah kalkıldığında kaşık çevrilmiş ve pilav azalmışsa o eve Hızır uğramış demektir. O günden sonra o ev bir yıl boyunca yokluk çekmez.
Türkiye’nin çeşitli yörelerinde de yılın uğurlu geçip geçmeyeceğini anlamak için birtakım yollara başvurulur. En yaygını soğan falıdır. Hıdrellez gecesi bahçede bir yeşil soğanın iki yaprağı eşit şekilde kesilir. Birine beyaz, diğerine kırmızı iplik bağlanır. İlki uğur ve baht açıklığını, diğeri tam tersini ifade etmektedir. Sabah kalkıp bakıldığında hangi yaprak daha fazla uzamışsa ona göre yılın uğurlu veya uğursuz geçeceğine inanılır.
Aynı şekilde Hıdrellez akşamı sağılan sütün içine maya konulmadan sabah yoğurt haline gelmesi de uğur sayılır. Samsun yöresindeyse Hıdrellez sabahı sahile gidilerek kırk dalgadan bir kaba su doldurulur, bu sudan evin her köşesine serpilir. Böylece o yılın uğuru kazanılır.
Bu konuda da farklı yörelerde birbirine benzer adetler uygulanmaktadır. Örneğin mal mülk edinmek isteyenler genellikle Hıdrellez gecesi oturdukları evin bahçesine inip, ev istiyorlarsa küçük bir ev maketi, tarla, bağ, bahçe istiyorlarsa bir yer kazıp yeşillik koyarak bahçe modeli yapıp bırakırlar. Para istiyorlarsa kâğıttan yuvarlak parçalar kesip bir keseye koyarlar.
Böylece bu sembollerle istedikleri şeyleri Hızır’a belirtirler.
Bu konuda en çok başvurulan yollardan biri de bütün niyet ve talepleri su aracılığıyla Hızır’a ulaştırmaktır. Herkes istediği hayatta kavuşmayı arzuladığı şeyleri dilekçe biçiminde bir kâğıda yazar. Sonra bulunduğu yere göre bir akarsuya, göle veya denize bırakır. Hatta bazı sahil bölgelerinde daha çabuk ulaşsın diye kayıklarla denize açılıp kâğıtlar denize serpilmektedir. Böylece bu dilekçelerin Hızır’ın eline geçeceğine ve isteklerin gerçekleşeceğine inanılır.
5 Mayıs günü öğleden sonra büyükçe bir çömlek genç kızlar tarafından kapı kapı dolaştırılır. Geleceğe yönelik niyet tutmak, talih ve kısmet açtırmak isteyen genç kız ve kadınlardan yüzük, küpe gibi ziynetlerini küpe atmaları istenir. Sonra çömlek ağzına kadar temiz suyla doldurulur. Bazı yerlerde çömleğin içine çiçek ve yeşillik de atılır veya ağzı bezle kapatıldıktan sonra takılar üzerine konur. Daha sonra çömlek bir gül ağacının dibine yerleştirilir. İnanışa göre Hızır Aleyhisselam, o gece oraya uğrayacak ve herkesin niyetinin karşılığını verecektir. Hıdrellez sabahı erkenden çömlek yerinden alınarak bir evde toplanılır. Önce birlikte süt veya sütlü kahve içilir. Bu, ağız tadının bozulmaması içindir. Sonra küçük bir kız çocuğu getirilip çömleğin yanına oturtulur.
Hızrı Aleyhisselam’a ve atalara dualarla çömlek açılır. Küçük kız çömleğin içindekileri teker teker çıkarmaya başlar, orada hazır bulunanlar maniler söyler. Her eşyanın çıkarılışında söylenen manide belirtilenler eşya sahibinin talihini temsil eder. Ve işlem çömlektekiler bitinceye kadar devam eder.
Anadolu’daki bazı kaplıca, göl ve su kaynakları etrafında oluşmuş Hızır efsaneleri de vardır.
Örneğin Balıkesir’in Gönen ilçesi yakınındaki bir kaplıcayla ilgili rivayete göre Hızır Peygamber buradan geçerken çok susar ve içecek su bulamayınca elindeki asasını birkaç defa yere vurur, yerden gür sular kaynar ve Hızır Peygamber bundan kana kana içer. Ondan sonra burası yüzyıllarca hastalıklara şifa verecek bir kaplıca haline gelir ve Gençlik Pınarı adını alır.
Bir efsane de Bingöl dağlarındaki göllerle ilgilidir:
Bir vakitler bu dağlarda avlanan bir avcı, vurduğu kekliği göllerden birinde yıkayıp temizler ve torbasına koyup evine döner. Eve gelip torbayı açtığında kekliği çıkarmak ister. Ne var ki torbanın ağzı açılır açılmaz keklik canlanıp havalanır. O zaman avcı kekliği yıkadığı suyun ab-ı hayat olduğunu anlar ve hemen onu bulmaya koşar. Fakat bir türlü başaramaz.
Söylenceye göre Hızır Aleyhisselam yılda bir kere buraya gelip o gölden abdest alır, yıkanır gidermiş. Lakin bu gölün dağdaki göllerden hangisi olduğunu kimse bilmezmiş.
Eski Anadolu efsanelerinin Türk efsaneleri haline gelmiş şekilleri arasında da Hızır’ı konu edinenler vardır. Bunlardan biri Ege Denizi’nin meydana gelişiyle ilgilidir. Evliya Çelebi’nin anlattığı bu efsaneye göre, İskender, Kaydefe (İzmir) melikinin ülkesini ele geçirmek ister.
Henüz oralarda deniz mevcut değildir. Kaydefe meliki İskender’i yakalatıp hapse attırır.
Ancak bir daha kendisiyle savaşmama sözü aldıktan sonra onu serbest bırakır.
İşte İskender bir yandan verdiği sözü bozmamak bir yandan ülkeyi zapt etmek isteğiyle mücadele ederken Hızır meydana çıkar. İskender’e Karadeniz’i çevirip o ülkeye sevk etmesini, böylece orayı sular altında bırakmasını tavsiye eder. Yüzbinlerce kişinin çalışmasıyla Karadeniz Kaydefe ülkesine çevrilir, her tarafı sular basar ve Ege Denizi böyle meydana gelir.
KAYNAK:
Hızır-İlyas Kültü /Ahmet Yaşar Ocak